Zamanında bir kaplumbağa, kabuğundan hiç ama hiç memnun değilmiş. Sürekli “Bu kaba ve çirkin kabuğa sahip olacak kadar ne günahım vardı!?..” diye hayıflanırmış.

Otların arasında nazlı nazlı yürüyen rengarenk, sanki eski Yunanlı bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibi bir kabuğa sahip salyangozu gördükçe kıskançlıkla karışık bir üzüntü hissedermiş.

“Şu yaratığın yerinde olsaydım keşke, bir ona bak bir de bana, Tanrım neden bu kadar çirkinim ben!” diye söylenirmiş.

Yine bir yaz günü kibirli salyangoz ve üzgün kaplumbağa güneşlenirken gökyüzünde bir nokta belirmiş. Nokta büyümüş, büyümüş ve bir kartala dönüşmüş. Kartal salyangozu kaptığı gibi havalanmış, bir taşın üzerine konmuş. Bir gaga vuruşu ile kabuğunu kırıp içindeki salyangozu afiyetle yemiş.

Çirkin kaplumbağa sindiği yerden tüm olayı en ince detayına kadar izlemiş ve derin bir “ohh” çekmiş.

“Şükürler olsun!” demiş. ”İyi ki beni böyle yaratmışsın, iyi ki kalın ve kaba bir kabuğum var. Yoksa salyangozun başına gelenler benim de başıma gelebilirdi.”

Salına salına ve gururla otların arasından ormana doğru yürümüş gitmiş…


Kendi özelliklerimizden habersiz, başkalarına özenmekle nelerimizi kaybetmiyoruz ki!..


güzel bir hafta dileğiyle...

0 yorum:

Yorum Gönder